24 08 2013

BAZEN

     Bazen buğulu bir gökyüzü altında yalnızca düşlerin arasında gezinmek istersin. Ve bazen yalnızca oturmak. Yıldızlara dalıp gitmek istersin. Olmayacağından eminsindir aslında. Lakin yine de istersin. Soluksuzca ve yaşamdan bıkmışça.      Gözlerimiz de silik bir bekliyle kalmaktan nefret ederiz bazen. Ve bazen de yalnızca filmlerin gerçek olmasını bekleriz. Öyle aşk veya entrikalı olanların değil, fantastik ve olması imkansız olanların hani. Kimi zaman boyutlardan geçmek kimi zamanda kralların kralı olmak isteriz. Kalbimiz sıkışır hani bu duyguyla. Kim bilir belki de olmayacağı kesin olan şeylerin arasında acı çekmek, olan şeylerin arasında acı çekmeden yaşamaktan daha güzel gelir, belki.      Nefes almak zordur ya hani bazen, ve bazen çok seslidir kalp atışlarımız. Bomboş sokaklarda yankı yapar. Kimi zaman o kadar zordurki yutkunmak, gırtlağınızı kesmek istersiniz. Lakin yapamazsınız ya hani çünkü doğru olmadığını bilirsiniz. Ve bilirsiniz hem imkansız bir rüyada olduğunuzu hem de o dinmeyen hayal sancılarının içindeki prensesin geleceğini. İşte bu kadar kaosu bastımaya çalışırken yitip giderdi aklınız.      Aklın yitip gitmesi. Öyle sokakta gezen deliler gibi değil. Aklın gitmesi çok farklı anlamda gerçekleşirdi. Ne yaptığınızı bilirdiniz lakin yapmak istediklerinizi yapamazdınız. Aklın yitip gitmesi ölüme dek mutlu olamayacağınızdan korkardınız. Bu dünyada sıkışmış bir ruh olmaktan bıkardınız belki de bazen, ruhunuzu salmak isterdiniz o umman diyarlara, ardı arkası kesilmeyen denizler. İşte burada giderdi aklınız başınızdan. Ve herkes size deli gözüyle bakardı lakin kimse herkesin deli olduğunu düşünmezdi. Farklılık bize bahşedilmişti. Onlara ise normallik. Buydu işte aklını yitirmek.    &... Devamı

12 08 2013

GÜNDÜZ DÜŞLERİ

     Gündüz düşlerim arasında kayboluyorum. Kimi zaman gülüyor, kimi zamansa ağlıyorum. Kim bilir belki de içimdeki şizofrenimsi kişiliğimi yalnızca o zaman dışarıya vurabiliyorum. Gündüz vakti kimsenin olmadığı bir yerde. Kaf dağının ardında ki melekler diyarında.      Sistemleri bozulmuş dünyanın hazin sonunu her sinir hücrem de hissederken, belki de yalnızca dünyanın virane yapıları arasından kurtulmak için çabalıyorum. Biliyorum, vakti gelmeden ne bir yaprak düşer toprağa, ne bir yıldız kayar uzayın ıssız boşluğuna. Lakin yine de kurtulmak istiyorum, dünyanın sıkıcı karmaşasından. Bir rüzgarın esip gittiği gibi, yavaş ve ferahlatıcı bir rüzgar alıp götürsün beni istiyorum, uzak ve umman diyarlara.      Gündüz düşleri demiştim en başında hani. Kimi zaman güneşin altında, yağmuru ve karın kokusunu hissetmek demek istedim aslında. Kimi zaman da puslu bulutların altında güneşle bir bütün olmak. Gündüz düşlerim işte tam da bu noktada.      Bir genç kızın günlüğünde yazdığı gibi, kimi zaman beyaz atlı prens olmak. Kimi zamansa filmlerde ki fakir çocuk olabilmek düşlerimin en derinlerinde.      Sevgi görülemez. Doğru hissedilir. Ama görülemez. Ve eğer sevgi görülemiyor ama varsa, sevilen kişi de böyle olsa gerek belki de. Kimine göre belki de kendimi avutuyorumdur. Doğrudur belki de kendimi avutuyorum. Lakin ben böyle düşünüyorum. Sevdiğimi tanımıyorum lakin delicesine seviyorum. Sevgiyi damarlarımda, hatta kanımda hissediyorum.      Ben gündüz düşlerimin içinde kaybolurken belki diyorum, kaf dağının ardında ki başka diyarlarda benim gibi olanlar vardır. Beni anlayabilece... Devamı

11 08 2013

KUTSAL IŞIĞIN TEMSİLCİLERİ

     Puslu bir gök yüzünün ardında, rengarenk bir gökkuşağı. Dünyanın siyah perdeleri altında, yemyeşil bir orman. Sessizliği bozan, meleklerin huzur verici nefesi..      Rüyalar ne kadar da güzel. Olamayacak kadar güzel. Bu yüzden belki de bazen yalnızca uyumak istiyorum. Yemyeşil ormanlar da salınmak, kısraklarla birlikte. Kuşlarla birlikte uçmak istiyorum, gökyüzünün derinliklerinde. Kim bilir bazen de yalnızca prensesi istiyorum, halen beklediğim o tatlı prensesi. Şeker kokuları arasında ufacık şirin bir ev. Ne kadar da bana ait ve ne kadar da bensi.      Ne yazık ki hepsi sahte. Hepsi yalan. Keşke gerçek olsa ve boğulsam mutluluğun hiç sönmeyen ışığında.      İşte insan olmanın zor yanı da buya. Rüyalar da sevgi var, mutluluk ve umudun kardeşliği, inanmanın ve başarmanın güzelliği. Yalanlar ve sahtelik içinde değil, yalnızca doğru ve gerçeklik için de. Oysa dünya böyle mi? Sevgi yok! İnsanlık kayıp bir diyarın ötesinde. Ve umut yok olmak üzere.      Umut yok olmak üzere dedik ya hani. Gerçekten de öyle. Gerçek bir dost bulmak veya yıllarca beklenen sevgiye kavuşmak. Hatta gülümsemenin hazzını bile yavaş yavaş unutmaya başladık artık. Sistemlerin tutsağı olmuş insanlar ve paranın köleleri arasında delirmeye doğru ilerlemekteyim. Tutsak dünya gezegenine hapis olmuşum. Nereye gitsem aynı şeyler. Aynı pislikler.      Bazen kendime sakın ola umudunu kesme insanlar elbet doğruyu görecek diyorum. Lakin çoğunlukla olmayacağını biliyorum. Artık beynim şizofrenimsi sancıların esiri. Ve son kalan bizler kutsal ışığın temsilcileri.      Şimdi soruyorum sizlere, gerçek nerede? Sevgi tek gecelik mi bir eğlence... Devamı

09 08 2013

KENDİM İÇİN YAŞAMIYORUM

     Kuşlar uçup gidiyor artık. Kaosun şahlanışı. Ve dünyanın yok oluş günü çok yakında artık. Eski zamanlardan pek bir şey kalmadı. Artık yalnızca kan ve hüzün var, yerde ve gökte. Kim bilir belki de bunun tek sorumlusu bizleriz. Dostluğu ve arkadaşlığı, aşkı ve sevgiyi katletmiş olan bizler. Kim bilir belki de tek suçlu aslında bizleriz.      Dün geçip giderken, yarının gelişi hiçbir zaman kesin değil. Ve elimizde kalan yalnızca bugün. Belki de bugün dahi yoktur payımızda, yalnızca şu an vardır.      Peki hiç değdi mi bir kalp kırdığınıza? Ağlamak size bir kar getirdi mi hiçbir zaman aralığında? Üzülmek ve kendi kendinizi harap etmek ne getirdi şu fani yaşamınıza? Hiçten başka bir şey kalmadı aslında elimizde avucumuzda. Yalnızca koca bir hiç. Niçin bir kez olsun gülmüyoruz bizi aldatanlara niçin geçip kendi yolumuza gitmiyoruz acaba? Nasıl oluyor da her daim kalbimiz aklımızı yeniyor acaba?      Cevaplar kesin değil, yalnızca birer varsayım. Dünya da ne kesin ki? Bir an bile yaşayacağımıza garantimiz yokken neyin kesin olduğunu söyleyebiliriz ki? Dedik ya elimiz de olan ve olacak olan yalnızca biziz aslında. Yalnızca biz. Ölsek de, yaşasak da. Zengin de olsak, fakir de. Yalnızca biz varız her daim başucumuzda. Neden başkalarını önemsiyoruz öyleyse. Hele onlar bizi umursamazken, niçin biz onları önemsiyoruz? Kesin olmayan cevaplar arasında ben cevabımı veriyorum: “Ben yitip gitmiş bir ruhum. Ve yalnızca katlettiğimiz sevgiyi tekrar diriltmek için böyle yapıyorum.”  Devamı

09 08 2013

YILLARCA BEKLEDİĞİM KADINA

     Bir yudum suydu en başta hayat. Günler bir leyleğin sırtında sürekli göçtü başka başka diyarlara. Bazen bir nefeslik hava oldu, bazense bir tutam ateş. Sonra bir gün gelecek bir tutam toprak olup sonsuzluğu görecek aslında.. Ve sen güzel kadın. Seninle bir yudum su içememek yeterince acı verirken bana, bir nefes hava alıp, ateşin içinde gülümseme fırsatını kaçırmak istemiyorum. O bir tutam toprağın içinde sonsuzluğu görme fırsatını kaçırmak istemiyorum. Ve hala bekliyorum.. Devamı

09 08 2013

GECENİN GÖRÜNMEZ BÜYÜSÜ

     Gecenin derin sessizliği içinde, bilinmezlikler arasında yitip gitmiş benliğim. Kaybolmuş bir benlik nasıl olurda bulunabilir? Bilemiyorum.. Zaten aramıyorum da. Zira insan bulmak istediğini arar. Ben kaybolmuş benliğimi bulmak istemiyorum. Ki arasam bile nasıl bulabilirim, hiç görmediğim asıl beni..      Uyanık gördüğüm bir düş. Ve içinde hapsolmuşluğum. Ruhumu salan, bedenimi esir alan bir düş. Gecenin hükümdarı karanlığınsa bedenime yaptığı narkoz etkisi. Bilinmezlikler arasında yitip gidişlerimin birer azmettiricisi.      Gözleri çekik bir genç kız. Belki Çin belki Japonya kokusu taşımakta. Lakin o kamıştan bir flüte esir, bense gökyüzünü parçalayan notalara. Ve karanlığı şahlandıran asıl şeyde bu aslında.      Bilmem gecenin ürpertisi vuruyor mu teninize. Gözlerinizi yakıyor mu aydınlık? Lakin bence salın benliğinize bilinmezliğe. Yitip gitsin içinizdeki siz karanlığın içinde. Notalarla dans etsin ruhunuz. Korkuyu ve cesareti aynı anda yaşayın. Belki mutluluğu o zaman bulursunuz.. Devamı

09 08 2013

BİR BAŞLANGIÇ

     Belki de düşlerinizin içinde gördükleriniz gerçektir. Kim bile bilir ki? Bilinç altı diye bahsettiğimiz şey belki de gerçekleri bize öyle gösteriyordur. Kimi zaman bir savaşçı olduğumuzu kimi zamansa bir sefil olduğumuzu gösteriyordur bize. Yaşarken de böyle değil midir aslında? Kimi zaman savaşçıların en büyüğü olur, kimi zamansa sefillerin en sefili oluruz.     Başlığa “Bir Başlangıç” yazmamın aslında bir sebebi vardı. Belki de kimsenin okumayacağı bu yazıları, bir gün gelince bana niçin bunları daha önce söylemedin dememeniz için yazdım. Yeni bir başlangıç yapalım diye yazdım. Belki biraz da kendi yalnız ve tuhaf düş selime ortak bulabilirim diye yazdım.      Gerçeklerin gölgesi ve binlerce düşüncenin arasında boğulmak. Belki de asla gerçek olmayacak şeyleri gerçekmiş gibi algılamak. Aslında bu benim ve benim gibi olanların bilinç altının bir yansıması, gerçekliği, sahteliği, doğruları ve yanlışları. Bu hayal ve gerçek arasında yaşayanların dünyası.      Bir başlangıç dedim ya hani, o yüzden bu yazıyı böylece bırakacağım. Sadece başlangıç olarak. Sonu sizin düşleriniz de. Şeker dolu düşler her gece sizinle olsun. Saygılar.. Devamı